Mubarek sahabi Peygamber teveccühünü bir yüce liyakat sayarak şimşek hızı ile harekete geçti ve yüz kişilik bir süvari birliği toparlayarak kâfirlerin üzerine aktı...

Zeyd bin Harise, düşman kervanına Necd bölgesinde Rebeze ile Gamre nahiyesi arasında bulunan El'karde çayında yetişti.

İslâm seriyyesinin/bölüğünün büyük bir azimle gelmekte olduğunu gören Kureyş kâfirleri, kaçtılarsa da kılavuz Furat bin Hayyan yakalandı.

Bütün kervan, eksiksiz bütün serveti ile müminlerin eline geçti.

Kervan, mallar ve esir alınan Furat, Medine'ye getirildiler. Ganimet malın hesabı yapıldı; yüzbin dirhem tutuyordu. Bunun beşte birini ayıran Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, kalan seksen bin dirhemini sefere katılan mücahidler arasında paylaştırdılar ve buyurdular:

-Kumandanların hayırlısı Zeyd bin Harise'dir.

Bu seferin tek esirine gelince. Kendisine "Müslüman ol, serbest bırakalım" teklifi yapılınca; hemen kabul ederek iman etti...sebep, müslümanların güzel ahlâkıydı. Esir olmasına rağmen onlardan hiçbir kaba ve incitici söz ve hareket görmemişti. Yediklerinden yedirmiş; içtiklerinden içirmişlerdi. Bütün hal ve hareketleri ince, dikkatli ve ölçülüydü. Bu yüzden Furat bin Hayyan radıyallahü anh, teklifi benimseyerek islâmla şereflendi.

KA'B BİN EŞREF'İN ÖLDÜRÜLMESİ: Evet, yahudi şairlerinden Kâ'b bin Eşref'in katledilmeden önce söylediği; müslümanları yeren, maktül Kureyşlileri öven mersiyelerini, islâm hanımlarından Meymüne binti Müryed'in şiirleri karşıladı...

...ama; kim bu Kâ'b bin Eşref? Bu öyle bir kimse ki, "yahudi şairlerinden" cümlesi O'nu ifadeye yetmez. Bu sebeple Kâ'b bin Eşref'i daha yakından tanıyalım. Zira, O'nun islâm tarihinde kendine mahsus bir yeri var.

......

Şanlı Bedr Destanı, sade Mekke müşriklerinde değil; onlarla beraber Medine yahudi ve münafıklarında da büyük bir mânevi çöküntüye yolaçtı. Aralarında şöyle konuşuyorlar:

-Bundan sonra Muhammed'in karşısında kimse duramaz...

Öylesine korkmuşlar...tâ iliklerine kadar.

İşte bu korku, büyük bir kin ve düşmanlık doğurdu. O kadar ki, İki Cihan Güneşi'ne selâm verirken bile bozukluklarının icabını yapıyorlar. Hazreti Aişe validemiz radıyallahü anha rivayet buyuruyorlar:

-Bir gün bazı kimseler, Resulullah'ın yanına geldiler. Gelenler, güya Peygamberi selâmladılar ama bu verdikleri selâm, selâm değildi; hemen dikkatimi çekmişti.

...yahudiler, Efendimizin yanına girerken selâm verir gibi yapıp kelimeleri ağızlarında geveleyerek "essamu aleyke" demişlerdi; yani "ölüm sana olsun". Bu adi kurnazlığı yakalayan Resulullahın sevgili eşi ve müminlerin can annesi, hakettikleri cevabı bir tokat gibi soysuzların suratına çarptı:

-Ölüm ve lânet size olsun!

Bu söz yahudileri öyle yakalamıştı ki, neye uğradıklarını şaşırdılar...hafifliklerine ânında iyi bir ders almışlardı.

Ama asıl dersi Kâinatın en üstünü verdiler:

-Sakin ol ey Aişe! Allah, her işde yumuşak olmayı sever!

-Evet ama; bunların ne dediklerini duymadınız mı ya Resulallah?

-Duydum ve "ve aleyküm / size de olsun" diyerek mukabele ettim, buyurdular.

......

Bundan sonra Sevgili Peygamberimiz, müminlere bir kıstas verdiler:

-Yahudiler size "essamu aleyküm" derlerse siz de onlara "ve aleyküm" dersiniz.

İşte Kâ'b bin Eşref, Bekara suresinin kelimeleri ile bu "yahudi şeytanlarından" biri...kuvvetli bir şair. Söylediği şiirlerle Efendimizi ve fedakâr arkadaşlarını kötülüyor. İslâm düşmanlarını tahrik ediyor.

...Bedr zaferini Medine'ye gelen müjdecilerden işitince inanamadı. Fakat bunun taş gibi katı bir gerçek olduğunu anlayınca sanki kudurmuş ve soluğu Mekke'de Muttalib bin Ebi Vedaa'nın yanında almıştı. Bu müşrik ve karısı Âtike, Kâ'b'ı bir ulu misafir gibi ağırladılar. Kâ'b ise Bedr'de öldürülüp kuyulara atılan anlı-şanlı kâfirler için yakıcı şiirler söyledi. Hem ağlıyor; hem dinleyenleri ağlatıyordu.

-Bize artık hayat değil; ölüm yakışır!

...diyor ve Mekke'yi müslümanlar üzerine kışkırtıyordu.

......

Kâ'b, içindeki ufuneti Mekke'ye dökdükten sonra geldiği gibi yine gizlice Medine'ye döndü. Kâ'b'ın dönüşü hemen Peygamber Efendimize haber verildi.

Buyurdular ki:

-Ya Rabbi! Müslümanları Kâ'b bin Eşref'in kötülüklerinden koru.

Ve aziz eshabına dönerek sual buyurdular:

-Allahü teâlâ ve Resulüne eza eden Kâ'b'ın şerrinden müminleri kim kurtarır?

...hem dili, hem eli ile islâmiyete zarar veren bu adamın süt kardeşi Muhammed bin Müslime söz aldı:

-Ey Allah'ın Resulü! Kâ'b bin Eşref'i ben katledebilir miyim?

Peygamberimiz, tam yetki verdiler:

-Elinden ne gelirse yap!

-Başüstüne ya Resulallah! Bu hususta kiminle istişare etmemi tavsiye buyurur sunuz?

-Sa'd bin Muaz'la...

...

Muhammed bin Müslime radıyallahü anh, Sa'd radıyallahü anh'a gitti. Hazreti Sa'd bin Muaz dedi ki:

-Bir kaç arkadaş biraraya gelerek Kâb'a gidin ve fakir ve muhtaç düştüğünüzü ve bu sebeple borç erzaka ihtiyacınız olduğunu söyleyin ve kendisinden yardım isteyin. Fakat ne yapıp ederek O'nu hisardan dışarı çıkarmaya bakın. Dışarı çıkınca da işini bitirirsiniz...

Evs kabilesinden beş kişi toplandı.

...Muhammed bin Müslime, Sultan bin Selâme, Abbad bin Bişr, Haris bin Evs, Ebu Abes bin Cebr.

Bu beş kişi, aralarında konuşarak bir karara vardılar. Önce Muhammed bin Müslime ile yine saldırgan kâfirin süt kardeşlerinden olan Sultan bin Selâme, Kâ'b'a giderek O'nu zor ve yardıma muhtaç vaziyette olduklarına inandıracak ve ödünç erzak vermeye ikna edeceklerdi.

Öyle yaptılar.

İki mümin, yahudinin hisarına gittiler. Kâ'b onları karşısında görünce şaşırdı.

-Ooo süt kardeşlerim gelmiş?

-Elbette geleceğiz. Gelmeyelim mi yani?

-Niçin?

-Şöyle bir oturalım da anlatalım.

-Buyurun..

-Evet! Ey Kâ'b! Ey kardeşimiz. Muhammed yüzünden akrabalarla aramız açıldı. Geçim darlığındayız. Çoluk-çocuk perişan.

-Daha beter olun!

-Sebep?

-Sebebi var mı? O adama uymayın diye kaç kereler yalvardım? Dinlediniz mi?

-Haklısın. Ama biz ve daha bir kaç arkadaşımız zor şartlardayız. Senden ödünç erzak istiyoruz. Borcumuza karşılık ne rehin istersen veririz.

-Kadın veya çocuklarınızdan birini rehin verirseniz bir şeyler düşünürüz.

İki müminin tüyleri diken diken oldu:

-Olur mu ya Kâ'b? Böyle bir şey nasıl teklif edersin? Bari mertçe "başka kapıya" de. Servetimizden olduk; şerefimizden de mi olalım?

-Olmayın!

-Öyleyse?

-Alacağımı teminat altına alan sağlam rehin isterim.

-Silahlarımızı sana bırakalım. Beş kişinin hançer, kılıç, kalkan, ok, yay ve mızraklarına ne dersin?

Kâ'b biraz düşündü ve donuk bir yüz ifadesi ile muhataplarına cevap verdi:

-Olabilir..

-Öyleyse bize müsaade. Arkadaşlarımıza haber vererek rehinleri getirelim. Sen de erzakı hazırlat!

......

Bu bahane ile yahudiden ayrılan iki mümin, yeniden öbür üç arkadaşları ile buluşarak Peygamberimize gittiler. Ve gelişmeleri arz ettiler.

Efendimiz, Hicri üçüncü yıl, Rebiülevvel ayının ondördüncü gecesi bu sahabileri Bakı'ya kadar uğurladılar ve hayr-duada bulundular:

-Allah'a emanet olun! Ya Rabbi sen yardımcıları ol.

......