Sevgili Peygamberimiz Şaban ayında da Hafsa'yı Ömer bin Hattab'dan istediler...böylece mahzun Hafsa radıyallahü anha'yı Peygambere hanımlık; müminlere annelik tahtına çıkardılar.

Peygamberimiz'in, Hafsa validemize verdiği mehir, dörtyüz dirhem...farklı sebeplerle gönlü kırık iki yüksek dosttan biri damatlık, diğeri de Efendimize kayınpederlik şerefine kavuşuyordu. Hafsa hazretleri ise herkesten üstün bir yere...her şey ne kadar muntazam ne kadar yerli yerince. Ne gönül kırıklıkları kaldı, ne bir şey.

......

Aradan bir zaman geçtikten sonra, bir gün yeri ve vesilesi gelince Hazreti Ömer, Hazreti Ebubekr'e sormadan edemedi:

-Ya kardeşim Ebubekr! Hafsa'yı sana teklif ettiğimde niçin hiç bir cevap vermedin?

Hazreti Ebubekr aziz dostunun yüzüne sevgi dolu gülücüklerle baktı:

-Çünkü O'nu Resulullah'ın isteyeceğini biliyordum.

Hazreti Ömer, heyecanına mani olamadı:

-E, peki bana niçin bu müjdeyi vermemiştin?

Üstün insan, bir umman kadar sâkindi:

-O'na ait bir sırrı nasıl açıklayabilirdim ki?

......

GÜNEŞ GİBİ CÖMERT: Zeyneb binti Cahş, Sevgili Peygamberimiz'in halası Ümeyye radıyallahü anha'nın kızı. Babasının ismi Bürre; iman etmeyince kendisine "Cahş" denildi. Zeyneb radıyallahü anha, ilk iman eden müminelerden. Yetim, yoksul, kimsesizleri yedirip, içiren, giydiren, bol bol sadaka dağıtan, akrabaları görüp gözeten ve akraba ziyareti/sıla-i rahme dikkat eden çok cömert bir insan. Efendimiz, halasının bu kızını azatlı kölesi Zeyd bin Harise'ye nikâhladılar...ancak bir zaman sonra Zeyd radıyallahü anh, eşinden ayrılmak istediğini arz etmeye başladı. Peygamberimiz sebebini sordular:

-Niçin?

-Ya Resulallah, Zeyneb'den hiç bir kötülük görmedim. Hatta hep iyilik gördüm...fakat Zeyd köle iken hür olmuş biri; O ise ana tarafından Haşimoğulları mensubu; bana karşı nesebinin şerefi ile övünüyor; hatta başıma kakıyor. İşte bu harekete dayanamıyorum ve bu sebeple boşanmak istiyorum.

Efendimiz, aynı zamanda oğulluğu olan Zeyd'i teselli etmeye çalıştılar:

-Bu sözlere ehemmiyet vererek hatununu boşama!

...ancak, Allahü teâlâ, Habibine bu boşanmaya / talaka engel olmamasını buyurdular.

Bu sebeple Zeyd-Zeyneb çifti, boşandılar. Bu netice, aynı zamanda bir bâtıl âdetin yıkılma imkânını da getirmişti. Öteden beri sürüp gelen örfe göre; evlatlık, öz evlâd gibi kabul edilerek evlâd edinenin evlâtları ile evlatlığın çocukları arasında nikâh akdedilemiyor ve yine bunun gibi meselâ bir oğulluk ölse veya boşansa eşi ile evlilik yapılamıyordu.

Sevgili Peygamberimiz, bu yanlış geleneği ortadan kaldırmak için Zeyneb binti Cahş'ı kendilerine hanım olarak almayı düşündüler. Çünkü, mubarek kadın, bir asilzade olmasına rağmen eski bir köle ile evlenerek islâmiyette imtiyazlı sınıf olmadığının ilk örneği olmuştu. Şimdi de evlâdlıklarla ilgili yersiz bir âdetin yıkılmasına vesile olabilirdi. Efendimiz, önce bu yüzden kendisi ile evlenmek istiyorlardı. İkinci olarak da seçkin bir aile üyesinin boşanmış olarak kalması uygun olmayacağından Zeyneb radıyallahü anha'yı taht-ı nikâhlarına almayı arzu ediyorladı.

Peygamberimiz, boşanmanın üzerinden üç ay kadar bir zaman geçtikten sonra Hazreti Zeyneb'e haberci göndererek fikrini sorular:

-Zeyneb binti Cahş, Allah'ın Resulü ile evlenmek ister mi?

Bir hanım için Peygambere zevce olmaktan üstün bir şeref olabilir mi ki?.. Hazreti Zeyneb, çok sevindi ve hemen odasına çekilerek iki rekât namaz kıldı. Allah'a yöneldi ve öyle bir istekte bulundu ki, olursa o kadar olur:

-Ya Rabbi! Resulün bana talib. Eğer böyle bir izdivaca rızan varsa beni O'na sen ver.

......

Peygamberimize ahzab suresi otuzyedinci ayeti kerimesi inzal oldu. Mealen buyuruluyordu ki:

-Zeyd o kadından alakasını kesince biz, O'nu sana nikâhladık.

Resulullah Efendimiz, Zeyneb radıyallahü anha'ya dörtyüz dirhem altın mehir verdiler.Yüce Allah'ın duasını kabul ettiği bu yüksek kıymet sahibi hanımefendi, Kâinatın tâcı ile hayatını birleştirdiğinde otuzsekiz yaşında bulunuyordu.

......

Zeyneb binti Cahş, kavuştuğu nimetin şükrünü dile getirmek için zaman zaman şöyle derdi:

-Başkalarını babaları, kocalarına verdi. Beni ise Resulullah'a doğrudan ve bizzat Allahü teâlâ nikâhladı..

Efendimizin bir diğer mubarek eşi, güzel annelerimizden Aişe radıyallahü anha, Zeyneb validemizi şöyle anlatırlar:

-Haram ve şüphelilerden uzak durmakta, hakikati söylemekte, akraba ziyaretine düşkünlükte, bol sadaka vermekte ve hayır-hasenad işlemekte Zeyneb'den üstün bir hanım görmedim.

El hünerinde de gayet becerikli olan Zeyneb binti Cahş, o kadar cömertti ki, göz nuru dökerek işlediği nadide eşyaları ve eline geçen her şeyi akrabalarıyla fakir-fukaraya dağıtırdı.

O kadar cömert ki; güneş gibi...

...kuvvetli bir edebiyatçı olması da gönül zenginliğinin bir başka delili.

ÇOCUK KOKUSU: Hicri üçüncü yıl Ramazan ayının ortaları. Hazreti Fatıma radıyallahü anha, hamile...doğum günleri yakın. Bu haber Peygamberimize arz edilince, Esma binti Ümeys ve Ümmü Eymen radıyallahü anha'yı ayetel kürsi, felak ve nas surelerini okumaları için sevgili kızlarına gönderdiler.

......

Çocuk dünyaya gelince Resulullah Efendimiz, Hazreti Ali ve Hazreti Fatıma'nın evlerine geldiler. Allah Resulü'nün istemeleri üzerine Esma binti Ümeys, çocuğu sarı renkte bir örtüye sarılmış olarak huzura getirdiler. Peygamberimiz:

-Bebeği sarı örtüyle sarmayınız, buyurdular.

Bunun üzerine Esma radıyallahü anha, çocuğu götürerek beyaz bir örtüye belenmiş olarak geri getirdiler.

Peygamber Efendimiz, bebeği kucağına alarak sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okudular ve ismini Hasen/Hasan koydular ki mânâsı güzel demektir. Hasan o güne kadar bilinmeyen bir isim. Efendimiz, bebeğe isim verdikten sonra damağına yumuşak hurma sürdüler. Bebeğe süt anneliği Hazreti Abbas'ın hanımı Ümmül Fadl yaptı.

Yedinci gün bebeğin saçı kesilerek fakirlere ağırlığınca gümüş sadaka verildi ve ayrıca akika olarak da iki koç kesildi. Ve yine o günlerde bebek sünnet ettirildi.

Efendimiz, Hasan radıyallahü anhı ne kadar çok sevdiler, ne kadar. Zira "Çocuk kokusu, cennet kokusu" mubarek sözleri de onlara ait. Bu kadar merhamet dolu bir sözün sahibi, tabii ki çocukları çok sever; hele o öz canı bir güzel bebek ise...

 

UHUD,

KÜÇÜK

CİHADDAN

BÜYÜK

CİHADA.

 

Bedr Savaşının üzerinden bir sene geçmiş olmasına rağmen Mekke'de hâlâ öfkeler, alev alev. Müşrikler, ne mağlubiyeti hazmedebiliyor; ne de kaybettikleri kardeş, koca, baba gibi en yakınlarını unutabiliyorlar.

...ateşli üç müşrik genci, Saffan bin Ümeyye, İkrime bin Ebi Cehil, Abdullah bin Rebia, Mekke'nin yeni reisi Ebu Süfyan'a gittiler:

-Ya Eba Süfyan!

-Sizi dinliyorum gençler! Hoş geldiniz.

-Bu kahredici mağlubiyet lekesini alnımızda daha ne kadar taşıyacağız?

-Ayakta kalmayın! Oturun bakalım...

-Zaten bugüne kadar oturmaktan başka ne yaptık ki?

Ebu Süfyan sordu:

-Bir düşündüğünüz var mı?

-Var ya Eba Süfyan!

-Evet sizi dinliyorum.

-Şam seferinden ne kadar kazanç elde edildi?

-Ellibin altın. Bunu hepiniz biliyorsunuz?

Gencin biri reise sordu:

-Bu para Da'rün Nedve'de saklı değil mi?

-Evet.

Bir başka genç bir teklif yaptı.

-Öyleyse ya reis bu kârı ikiye ayırsak ve yarısını silaha, diğer yarısını asker toplamaya harcasak; nasıl olur?

-Şayet bu parada hissesi olan herkes razı olursa gayet güzel olur.

Ateşli gençlerden biri patladı:

-Hele hayır diyecek biri çıksın!

-Hadi bakalım öyleyse. Gösterin hünerinizi.

...

İkna kabiliyeti yüksek ve konuşması güzel Amr bin Âs, Cübeyr bin Dehl, Abdullah bin Zeb'ari ile Şair Ebu Uzze Cemhi'yi seçerek, asker vermeleri için kabilelere yollamak istediler.

...Ebu Uzze, önce kendisine yapılan teklifi reddetti. Zira; Bedr cenginde esir düşmüş; fakat bir daha müslümanlara karşı asla savaşmayacağına dair kahraman Peygambere söz vermesi üzerine fidye alınmadan serbest bırakılmıştı. Şimdi gelenlere bu vaadini hatırlatıyordu:

-Gelemem, sözüm var. Bir daha düşmanlık etmemek ve aleyhlerinde faaliyette bulunmamak üzere Bedr'de Muhammed'e söz verdim.

-Canım, düşmana verilen bir söz.

-Söz ya. Bana yapılan iyiliğe nankörlük edemem.

Saffan bin Ümeyye; Ebu Uzze'nin damarına bastı.

-Korktuğun için gelmiyorsun. Söz bahane.

-Eğer korksaydım Bedr'e gitmezdim.

-Ama şimdi korkuyorsun. Bak benzin sapsarı!..

-Yalancı! Beni de kendine benzettin!.. Yürü nereye isterseniz oraya gidiyoruz.

Saffan bin Ümeyye neş'elendi:

-Eğer sağ dönerseniz seni zengin yapacağım. Ölürsen, kızların kızlarımdır. Onları kendi kızlarımdan ayırmayacağım. Sen yeter ki hey'ette ol. Dilinle yardımcı olmasan bile, varlığınla bizi destekle.

...önce Tilame bölgesine gittiler.

......

Mekke'de artan bir hızla hareketlenme başladı. Silahlar, atlar, develer alınıyor; gönderilen temsilciler, Sakıf, Beni Mustalik, Beni Hevn İbni Huzeyme, Beni Haris İbni Abdi Menat ve Kinane kabilelerinden asker topluyorlardı.

Açılan Mekke bayrakları altında biriktiler. Hem de az zamanda ve sür'atle. Sancağın birini Talha bin Ebi Talha, birini Üveyf bin Süfyan taşıyordu. Üçüncüsünü de bir başkası. İntikam hırsı ile yanıp tutuşan üç bin müşrik, kısa zamanda Mekke meydanında biraraya geldiler.

Sefere bütün Kureyş asilzadeleri katılıyordu. Üç bin deve ve iki yüz at tedarik etmişlerdi. Askerin yedi yüzü zırhlıydı.

Zırhlar içindeki Ebu Süfyan, alımlı bir at üzerinde görünürken.

Bir anda her taraf çın çın öttü:

-Yaşşa Ebu Süfyan! Yaşşa Kureyş!!..

Ebu Süfyan, ordusunun karşısına geçerek bir nutuk verdi. İşte nutkun en keskin sözleri:

-Yesrib'i basacak; Muhammed ve müslümanları kılıçtan geçireceğiz. Bu seferin gayesi budur.

Müşrik ordusu, Ramazan ayının yirmibeşinde Ebu Süfyan komutasında büyük bir velvele ile harekete geçti.. En fazla şamata yapanlar Safvan bin Ümeyye'nin teklifi ile sefere katılmış ve ordunun önü sıra yürüyen on-onbeş kadındı. Ellerinde tefleri ile intikam ağıtları söylüyorlardı..

Nevfel bin Muaviye, ağzını açacak oldu:

-Kadınlar gelmese olmaz mı ya Eba Süfyan? Bir mağlubiyet olursa akıbetleri n'olur?

Der demez, Bedr savaşında pederi Utbe, amcası Şeybe ve biraderi Velid katledilmiş olan Ebu Süfyan'ın karısı Hind binti Utbe, bir dişi kaplan gibi atıldı:

-Sus! Sen ne konuşuyorsun öyle korkak? Karılarınıza, çocuklarınıza kavuşmak için Bedr'i bırakıp kaça kaça geldiğinizi unuttuk mu sandınız?

-Kim, ben mi?

-Sen ve senin gibi, ödlekler.

-İftira...

-İftira miftira değil! Bu defa hele bir kişi kaçmaya yeltensin bakalım...

...aslında Ebu Süfyan da Nefelle aynı fikirdeydi ama bu çok sert muhalefet karşısında renk vermedi ve yorulduğunda hanımı binsin diye devesine hevdec yaptırdı. Bazı müşrikler de hevdec yaptırdılar.

...

Asker, binek, zırh ve silah bolluğu müşrikleri kendinden geçirmişti. Teflerin sustuğu anlarda bir ağızdan bağırıyorlardı:

-İntikam!

-Kureyş'in intikamı alınacak, intikam..

-Lat bizimle, Menat bizimle, Uzza bizimle..

......

Allah düşmanları, Medine üzerine böyle mağrurane yürürken Mekke'de bir şahıs, bütün olup bitenleri, asker sayısını, silah sayısını ve her şeyi kaleme alarak Son Peygambere bir mektup yazdı....kimdi bu hayırlı adam?

Bu adam, Sevgili Peygamberimiz'in amcası Abbas bin Abdülmuttalib radıyallahü anh. Bedr cengi sırasında esirken müslüman olan ve bunun üzerine Peygamberimizin emri ile Mekke'ye geri dönen; ancak imanını açığa vurmasına izin verilmeyen ve Mekke'deki hadiseleri Medine'ye haber vermekle vazifelendirilen sahabi.

Hazreti Abbas, mektubu yazıp bitirdikten sonra kapatıp mühürledi ve Gıfaroğulları kabilesinden bir kimseyi ücretle tutarak emaneti kendisine teslim ve sıkı sıkıya tenbih etti:

-Bu mektubu en geç üç gün içinde Yesrib'e götürerek Ebülkasım'a vereceksin. Bu da fazlasıyla ücretin.

İşte Sevgili Peygamberimizin, Hazreti Abbas'ın Medine'ye taşınmasına izin vermemesindeki sır.

...

Resulullah Efendimizi Medine'de bulamayan Ulak, Kuba'da mescidden çıkarken gördü ve mektubu teslim ederek yanlarından ayrıldı. Peygamberimiz mektubu Übeyye bin Kâb radıyallahü anh'a okuttuktan ve mevzuunu kimseye bahsetmemesini emrettikten sonra Sa'd bin Rebi radıyallahü anh'ın evine gittiler ve bu sahabi ile gelen haberi konuştular... Hazreti Abbas'ın yazdıklarını Efendimiz Hazreti Sa'd'e bahsederken Sa'd'in hanımı da işitmiş...bu sebeple haber kulaktan kulağa fısıldanarak kısa zamanda yayıldı.

Peygamberimiz, derhal Medine merkezine döndüler... Hemen şehir çevresindeki nöbetçi sayısı takviye edildi, Sa'd bin Muaz ve Usseyid bin Huzeyr, bir manga askerle Peygamber Efendimizin evinin etrafında nöbet tutmaya başladılar.