...ve sür'atle cihad hazırlığına başlandı.

Haber, Peygamberimizle müslümanların neş'elerini gölgelemiş; buna karşılık yahudi ve münafıkları sevindirmişti.

Bu sırada düşman ordusu, Zülhuleyfe Vadisi'ne kadar gelerek burada mola verdi...asker ve imkân çokluğuna güvenen küffar, vur patlasın çal oynasın bir taşkınlık içinde eğleniyordu.

...

İslâm istihbarat birimleri, müşrik ordusunun Zülhuleyfe'ye kadar gelerek burada konakladıkları haberini Allah Resulüne yetiştirdiler.

Peygamberimiz, hemen Enes bin Fadale ve Musa bin Fadale radıyallahü anhüm isminde iki kardeş kahramanı casusluk faaliyeti için Zülhuleyfe'ye gönderdiler. Eluta'ya kadar giden iki gencin getirdiği haberler iyi değildi. Mekke ordusu, binleri bulan at ve develeri Medine tarlalarının bulunduğu Urayz'da ekili dikili yerlere salmış ne varsa ezip telef ediyorlardı..

Efendimiz, bir de Habbab bin Münzir'i gönderdiler.

Habbab radıyallahü anh'ın getirdiği malûmat, Abbas bin Abdülmuttalib ve kendisinden önce aynı işle vazifelendirilenlerin verdikleri malumatı doğruluyordu.

Peygamberimiz:

-Hasbunallah ve ni'mel vekil, dediler.

......

Uhud, Medine yakınında bir dağ ismi...başka dağ silsilelerinden ayrı ve kopuk. Yalnız, tek başına bir dağ....bu sebeple kimbilir kaç asır öncesinden halk ona "Uhud Dağı" demiş. "Yalnız Dağ" yani... Medine'yi bekleyen sadık bir nöbetçi gibi dünyanın varoluşundan beri olduğu yerde heybetle yükselip duruyor...sanki ihlas suresini okuyan bir ulu mü'min.

İşte Sevgili Peygamberimiz'in O'nun hakkında buyurdukları:

-Uhud öyle bir dağdır ki; O bizi sever, biz de onu severiz.

Kaçıncı bin kere olduğu gibi Hicri üçüncü yılın Şevval ayı onuncu Perşembe günü, güneş, bir akşam yine dağlar gerisine süzülürken Uhud Dağı, önce kül rengine, sonra koyu karanlığa sarındı. Karanlık, dağdan ovaya doğru tonlarını çoğalta çoğalta koyulaşırken yatsı namazı çoktan kılınmış ve Medine, uykuya çekilmişti.

......

...ay, bir kocaman nur gibi yükselirken; Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, bir rüya görüyorlardı.

.....

Efendimiz, ertesi sabah, namazı kıldırdıktan sonra mesciddeki eshabına bu rüyadan bahsettiler:

-İnşallah hayırdır; bir rüya gördüm.

Bütün mü'minler daha bir toplandı ve sanki nefes alamaz oldular. Efendimiz devam buyurdular:

-Bir sığır boğazlandığını gördüm. Sonra bir koç getirdiler. Zülfikar'ı savurdum, ağzı yere çalındı ve kılıcın ağzında bir çentik açıldı. Ben, zırhlıydım. Sonra ellerimi de zırhın içine aldım.

-Hayırdır inşallah ya Resulallah! Ancak, biz, rüyayı anlayamadık. Lütfen siz tabir eder misiniz?

Eshabın arzusu üzerine Peygamberimiz, rüyayı açıklarken bütün herkes büyük bir dikkatle kendisini dinliyorlardı:

-Sığırın boğazlanması, bir çok insanın öleceğine; Zülfikarın ağzında açılan çentik, yakın akrabamdan birinin şehid olacağına ve benim yaralanacağıma, koç düşmana, üzerimdeki zırh, Medine kalesine; ellerimi zırhın içine almam Medine'nin müdafaaya elverişli bir yer olduğuna işaret.

Rüya tekrar tekrar hayra yorularak cemaat dağıldı.

.......

Kâfir ordusu, Zülhuleyfe'de üç gün kaldıktan sonra buradan hareket ederek Ebva'ya geldi; müslümanların gözünde ayrı bir yeri olan mubarek Ebva'ya. Zira Resulullah Efendimiz'in anneleri ve hepimizin aziz anneciği Amine Hatun radıyallahü anha bu topraktaki cennet bahçelerinde idi.

Hazreti Amine'nin Ebva'da medfun olduğunu bilen kâfirlerden biri, ilkel bir teklifte bulundu:

-Ya Eba Süfyan!

-Söyle ya yiğit.

-Bilir misin Muhammed'in anasının kabri buradadır.

-Bilirim. Bir diyeceğin mi var?

-Var...diyorum ki, Amine'nin kabrini açarak kemiklerini yanımıza alalım.

Ebu Süfyan ve dinleyen herkes şaşırdı.

-Eee!

Konuşan, sözlerine devam etti:

-Şayet mağlub olursak bu kemikleri verip esir kadınlarımızı kurtarırız.

-Ya mağlub edersek?

-O zaman da müslümanlardan hayli yüklüce bir para koparttıktan sonra kemikleri yine iade ederiz.

Ebu Süfyan sordu:

-Sözün bitti mi?

-Evet bitti.

-Fakat hiç de hoş bir teklif yapmadın. Bilmez misin ki Beni Bekr ve Huzza kabileleri Muhammed'in dostlarıdır. Biz, böyle bir şey işlersek, onlar da bizim namlı ölülerimize aynıyla mukabele ederler.

...adam alı al, moru mor oldu ama iblise taş çıkartan bu adi teklif de tatbik imkânı bulamadı. Şükür ki bulamadı.

......

...düşman geliyordu. İslâm haberalma teşkilatı, Kureyşlilerin seyri hakkında merkeze sürekli haber aktarıyordu. Mü'minler hazırolda ve tetikte idi. Bin canları olsa binini de aşkla ve tekrar tekrar dinleri ve Resulleri uğruna vermeye bir kere daha hazırdılar... Şimdi bir savaş şekli tesbiti gerekiyordu. Gelen düşmanın karşısına nasıl çıkmalı? O'nu Medine kalesinin dışında mı karşılamalı? Yoksa şehre girişine izin vererek sokak sokak bir müdafaa harbi mi yapmalı?

Yani bir meydan muharebesi mi? Bir müdafaa harbi mi? Evet nasıl? Bu savaş için hangi yol seçilmeli?

...kendileri rüyalarındaki zırh yani Medine işareti sebebiyle şehirde kalarak müdafaa harbi yapılmasını tercih ediyorlar.

Efendimiz, eshabı ile istişare ettiler. Eshabın önde gelenlerinden, Hazreti Ebubekr, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, Sa'd bin Muaz ve diğerleri sokaklara barikatlar kurulduktan sonra düşmanın beklenmesini, kaleden girdiklerinde damlardan, evlerden, sokak gerilerinden üzerlerine taş, mızrak, kılıçlarla saldırarak imha yolunun seçilmesini teklif ettiler.

...ama ya genç sahabiler?

Bedr'de bulunamamış; Bedr'in faziletini, üstünlüğünü, O'nun nasıl bir nimet olduğunu Peygamberimizden her işittiklerinde bu fırsatı kaçırmış olmalarına dövünen çağlayan imanlı gençler?

Genç sahabiler, düşmanın Medine dışında karşılanmasını ve göğüs göğüse bir meydan savaşı yapılmasını; müdafaa değil; taarruz yolunun seçilmesini istiyorlardı.

Efendimiz Abdullah bin Ubey'e de fikrini sordular:

-Ya Abdullah bin Ubey! Sen ne diyorsun?

-Sizin gibi düşünüyorum ya Resulallah. Medine kalesinden dışarı çıkmayalım. Zira biz, cahiliyet zamanında dışarı çıkarak yaptığımız her harbi kaybettik. Ama yerimizden ayrılmadığımız her defasında da düşmanı yendik. Şöyle hareket edelim derim:

Genç-ihtiyar, muhacir, ensar, bütün müminler daha da dikkat kesildiler. Abdullah bin Ubey: