Öbürleri birşeycik demezken hem de bir amcanın böyle zalimane davranışı... Kainatın bir tanesine taş atan bu eller kurusa müstehak değil mi?

İnsanlığın baştacına risalet vazifesinde engel olmaya çalışan sadece Ebu Leheb değil; karısı Ümmü Cemil de geceleri Peygamberimizin geçeceği yollara diken dökerek en kötü çeşidinden O'na cefa verip yıldırma gayretinde...

Allahü teala sevgilisine taş atana Tebbet Suresi ile:

-Ebu Leheb'in elleri kurusun; zaten kurudu, dedikten sonra Ümmü Cemil'i "hammaletel-hatab/odun hamalı" olarak aşağıladı. Sure, karı-kocanın kötülükleri sebebi ile inzal olmuştu.

Haklarında hususi vahiy gelip de böyle yerin dibine geçirilmeleri Ebu Leheb'i mecnuna çevirdi:

Derhal oğulları Utbe ile Uteybe'ye koştu ve:

-Kat'i emrimdir! Hemen karılarınızı boşayın! Derhal, hiç vakit kaybetmeden!

Çünkü Sevgili Peygamberimizin kızlarından Rukiyye, Utbe ile Ümmü Gülsüm, Uteybe ile evliydi... murdar adan, gelinlerini boşatarak can yavrularına verilen bu sıkıntı ile Peygamberimizden intikam alıyordu...

Peki; Utbe ve Uteybe, Allah Resulünün kızlarını boşayacaklar mı?

Maalesef!..

Onun damadı olmak devletini bırakıp, babalarının küfrüne destek oldular.

Uteybe, sade boşamakla kalmayıp yüksek huzura koşarak bağıra bağıra:

-Seni sevmiyorum. Dinini de inkar ediyorum. Bu sebeple kızını boşadım, dedi ve Efendimizin yakasına yapışarak gömleğini yırttı.

Sevgili Peygamberimiz çok incindiler ve:

-Ya Rabbi! Onun üzerine canavarlarından bir canavar musallat et, diye beddua ettiler.

Onun duası geri çevrilir mi?

Uteybe, Şam yolunda iken bir arslan tarafından parça parça edilerek berbat bir akıbet ile ölüp gitti...

........

Artık müşrikler için ahir zaman Peygamberinin etrafında toplanan çüğu zayıf, fakir ve kadınlardan oluşan insanlar, ne bir avuç gariptir; ne de ciddiye alınyama layık bulunmayan kimseler... gün gün çoğalıyor. Ve hiç bir baskı, hiç bir tehdit, hiç bir usul, hiç bir vaad onları vahiyle işaret edilen ve Resulullah tarafından gösterilen istikametten çevirmiyor.

Lakaytlık şimdi düşmanlıkla yer değiştirmiştir... münkirler, müşrikler, hepsi öfkeli. Çünkü gelen yeni din, puta tapmayı reddetmekte, putları adi birer madde olarak telakki ve ilan etmekte; o gün için ne kadar semavi din varsa hepsinin hükümsüz kaldığını; tamamının yerini Muhammed nizamın aldığını açıklamakta ve insanları buna iman etmeyi şart koşmaktadır.

Dahası var: Bu din, ırk üstünlüğü, kabile imtiyazı, sülale seçkinliği gibi farkları kaldırarak serveti katar katar bir zengin veya çıplak ayaklı bir köle de olsa aynı imanı paylaşan insanlar arasında öz kardeşlikten daha gerçek kardeşlikler kurmakta.

...üstlerine doğru yuvarlanan kar yumağı şimdilik küçük gibi görünse de belli ki bu bir çığın çekirdeğidir.

...alay edenler için şimdi korku dağları bekliyor. İşte Kureyş büyüklerinden Ute, Şeybe, Ebu Cehil ve daha bir kaç isim, Ebu Talib'in karşısındalar. Tavırları küstah. Rica ile karışık tehdit ediyorlar.

-Sana saygılıyız; bunu biliyorsun. Hep hatırını gözettik. Ancak şimdi huzurumuz kalmadı. Çünkü yeğenin, yeni bir din ihdas ederek dediklerine inanmayanları küfür ve dalalette olmakla itham ediyor. Bunu kabul edemeyiz. Ya nasihatinle bu sevdadan vazgeçer; yahut biz hakkından gelmesini biliriz.

Ebu Talib, kibarlık yaparak bu kuru-sıkı tehditleri aziz yeğenine açmadı...

Bir müddet sonra kafirler değişen bir şey olmadığını anlayınca yine Ebu Talib'e geldiler:

-Sözlerimizin kaale alınmadığını görüyoruz. Biz, senin hatırını incitmek istemedik. Fakat kararımız taviz verilmez kesin bir karardır. Ya O yok olacak veya biz! Artık sabır ve tahammülümüz tükendi...

Ebu Talib, bir fitne çıkmaması için ne kadar uğraştıysa da bir netice alamadı. Bunun üzerine alemlerin efendisi ile konuşma zaruretini duydu.

-Ey yeğenim. Bütün kabile sana düşman kesildi. Akraba arasında husumet iyi şey değil. Kendilerini küfür ve yanlış yolda olmakla itham etmeden kendi dinini yaşamanı istiyorlar. İkinci keredir bana şikayete geldiler.

Bu sözler, bir şey demek istiyordu.

... demek ki amca, destek ve himayesini çekiyor. sevgili peygamberimizde uyanan kanaat budur.Ebu Talib desteğini çekse ne olur ki? En büyük destek, en büyük hami Allah olduktan sonra!..

İşte Sevgili Peygamberimizin cevabı:... bir dava adamının en zor, en tahammül edilmez, en ümitsiz anlarda bile bütün bu menfi şartları hiçe sayıp meydan okuyan çelik irade ve kale duvarı gibi muhkem azmine tarihin en parlak misali:

-Güneşi getirip sağ elime, ayı da sol elime koysalar ve bana bu işten cay deseler yine vazgeçmeyip İslamiyeti yaymaya devam edeceğim. Bu yolda canımı feda etmeye hazırım. Yeter ki Rabbim benden razı olsun!...

Efendimiz, bunları söyledikten sonra dolu dolu gözlerle oradan uzaklaşmaya başladı. Ebu Talib, konuyu açtığına pişman olmuştu. O'na yetişti ve:

-Dilediğini yapmakta hürsün. Hayatta olduğum müddetçe seni koruyup kollayacağım.

........

Kureyşli müşrikler, Ebu Talib'in hala himayeyi sürdürdüğünü görünce önde gelen on kişi Utbe, Şeybe, Umeyyet ibni Half, Ebu Cehil bir Hişam, As İbni Vali, Mutim bin Adiy, Şeybe İbni Haccac, Münebbih El Haccac ve Ahnes İbni Serik, Ebu Talib'in kapısını çaldılar. yanlarında güzelliği ile ünlü İmare de var; Velid İbni Mugire'nin oğlu:

-İmare'yi sana evladlık verelim; sen de Muhammed'i bize teslim et öldürelim! Çünkü O, dinimizi mahvetti; ve kavmimizi başka yerlere sürükledi.

Teklifin densizliği Ebu Talib'in sabrını taşırdı ve O'nu çileden çıkardı.

-Bu kadar akıl ve mantık harici söz olamaz. Ben, oğlumu size verip, sizin çocuğunuzu alacağım. Niçin? Benim evladımı öldürseniz diye. Bu ne saçma laftır. Eşi duyulmamış bir ahmaklık. İşte açıkça söylüyorum. Kulağınızı iyi açın! Kim, Muhammed'e düşmansa, ben de kendisine düşmanım, kim onun dinine düşmansa, ben de ona düşmanım. Anladınız mı? Şimdi varın gidin!!!

Müşrikler tokat yemiş gibi oldular. Hatta daha beter. Süklüm püklüm oradan savuştular.

Ama düşmanlıklarından en ufak azalma yok. Ne yapıp yapıp bu yeni dini köreltmek isteyenler, Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ukbe bin Ebu Muit, Hakem bin Ebil As, Ümeyye bin Half, Ebu Kays bin Riaf, Asım bin Said, Haris bin Kays, Esved ibni Abdülesed, Asım bin Hişam,... en azgın ve Sevgili Peygamberimizi en çok rahatsız eden ise Nadr İbni Haris ismindeki bir lanetli.

Ebu Talib'ten bu ağır ve kat'i cevabı alınca bu defa Sevgili Peygamberimize koştular:

-Maksadın mal-mülkse istediğin kadar verelim. Hükümdar olmak niyetinde isen başımıza geçirelim. Sana görünen şey bir cin ise en namlı hekimleri çağıralım. Ne dersen yapmaya hazırız. Yeter ki sen, şu Peygamberlik davasından vazgeç! diye değişik bir usülü dendiler.

...tabii boşa nefes tüketiyorlar. Aldıkları cevap:

-Ne mal istiyorum. Ne hükümdarlık; gözüme cin de görünmüyor. Allah, beni size Peygamber olarak gönderdi ve bir de kitap indirdi; ve müjdeleyici ve korkutucu olmamı buyurdu. Rabbimin emir ve yasaklarını size tebliğ ettim ve nasihatte bulundum. Bildirdiklerimi kabul ederseniz bu, dünyada da, ahirette de saadetnize vesile olur. Şayet reddederseniz Yüce Allah aranızda bir hüküm verene kadar, tebliğe devam ile sabretmek vazifem olacaktır.